Havayolu şirketlerinin planlamalarındaki en temel unsurlardan bir tanesi, filoda bulunan uçak tipleri ve bu uçakların içerisinde bulunan kabin yapısıdır.

Uçaklar dar gövdeli mi olacak, yoksa geniş mi?

Uçakların içerisinde kaç kabin sınıfı olacak? First, Business, Premium Economy, Economy…

Her bir sınıfta kaç koltuk bulunacak?

Ve tüm bu sorular cevaplandıktan sonra ortaya çıkan kabin düzenini değiştirmek, hiç de kolay ve ucuz değildir.

Bir uçağın kabinin baştan aşağya değiştirilmesi işlemi, sektör ortalamalarına göre 7-10 senelik aralıklarla gerçekleştirilmektedir.

Airbus’tan Devrim Niteliğinde Bir Kabin Konsepti

Havayolu şirketlerinin adeta elini kolunu bağlayan bu durumu kökten değiştirecek bir fikirle karşı karşıyayız.

Kaliforniya’daki Silikon Vadisi’nde Airbus adına faaliyet gösteren “A³ by Airbus Group” adlı inovasyon girişimi, uçaklardaki kabin yapısı sorunsalını ters yüz etme iddiasında.

A³ by Airbus Group hedefini, uçuşun geleceğini yeniden tanımlamak şeklinde belirlemiş.

Bu çerçevede çalışmalarını devam ettiren şirket, Transpose adını verdiği projede, havayolu şirketlerinin planlama modellerini baştan aşağıya değiştirmeyi vaad ediyor.

Transpose projesi, “uçak kabini mimarisi ve yolcu deneyimi ihtimallerini temiz bir sayfada yeniden düşünmek” şeklinde tariflenmiş.

Projenin ayrıntılarına baktığımızda, gerçekten de bu iddialı söylemin pek de yabana atılır nitelikte olmadığını görüyoruz.

Transpose, üç farklı noktaya odaklanıyor:

1- Yolcu uçakları için modüler kabin sistemlerinin üretilip işletilmesinin mümkün olduğunu teknik açıdan göstermek,

2- Yolcuların yeni uçak içi deneyimine karşı olan arzusu,

3- Bu çerçevede geliştirilecek projenin ticarî açıdan da uygulanabilir olduğunu ortaya koymak.

via GIPHY

Aslına bakacak olursak, yolcu uçakları için modüler kabin üretme fikri yeni değil. Transpose’de yeni olan, projenin başarıya ulaşması halinde, bu devrimsel sistemin mevcut uçaklarda yapısal bir değişikliğe gerek duyulmadan kullanılabilecek olması.

Biraz daha açık ifade etmek gerekirse, yolcu uçakları da birer kargo uçağı mantığıyla kullanılacak.

Uçağın içerisine, istenen tarz ve konfordaki yolcu kabinleri, çok kısa bir süre zarfında adeta birer kargo konteynırı gibi yerleştirilebilecek.

Bu sayede mesela, Ankara’dan İstanbul’a 400 kişilik all-economy konfigurasyonunda gelen bir uçak, bir saat gibi kısa bir süre içerisinde, New York hattında üç sınıflı bir biçimde hizmet verebilecek hale dönüştürülebilecek.

Daha da iyisi, uçak içi eğlence sistemlerinde ortaya çıkması muhtemel teknolojik yenilikler, tüm uçakların içerisini yenileme ihtiyacı duyulmaksızın, sadece modüler yolcu kabinleri değiştirilerek uygulanabilecek.

Özellikle uzun menzilli uçuşlar için geliştirilecek özel modüllerde kahve konsepti, çocuk kabini, spor bölümü gibi, şu an için uçaklarda bulunması hemen hemen imkânsız olan farklı bir çok deneyim alternatifi, yolcuların beğenisine sunulabilir.

Hem de aynı anda, aynı uçakta, 8-10 farklı konsept bir arada…

Böylelikle, düşük maliyetli taşıyıcıların yaygınlaşmasıyla birlikte sektörü kasıp kavuran emtialaşma (commoditization) fenomenine de bir çare bulunmuş olur.

Söz konusu projenin teknik gerekliliklerini bir yana koyduğumuzda, aklımıza en çok “pencere” konusu takıldı. Yukarıdaki videoda, modüler kabin uygulamasında pencerelerin olup olmayacağı çok da net değil.

Kim bilir belki de, bir başka futuristik projede planlandığı üzere, gelecekteki yolcu uçaklarında pencere bulunmayacak ve kabinlerin iç duvarları birer dijital ekran olarak kullanılacak.

Her şeye rağmen A³ by Airbus Group ekibi, Transpose projesinin hayata geçirilmesi konusunda oldukça iddialı.

Ekip, çalışmaların bu hızla devam etmesi durumunda, söz konusu devrimsel ürünün bir kaç sene içerisinde pazara sunulabileceğini belirtiyor.

Bakalım, adeta “inovasyon nedir?” sorusunun bir cevabı olan Transpose projesi başarıya ulaşacak ve havayolu şirketlerinin planlama modellerini kökten değiştirecek mi?